Başlangıcından Yirminci Yüzyıla icon

Başlangıcından Yirminci Yüzyıla


Смотрите также:



страницы: 1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   35
вернуться в начало

^ Fiilden İsim Yapma Eki

TB -u ~ ET -(X)g : içu~içig (içme, içki).

Sıfat-Fiil Eki

TB -daçi ~ ET -DaçI: Turdaçi (kişi adı)~turdaçı (duracak olan).

İyelik Eki

TB +i ~ ET -(s)I: sübigi~sü begi (ordu beyi, komutan).


^ TÜRK DİLÎ TARİHİ 213

+gi, -daçi, +i ekleri Tuna Bulgarcasında birer örnekle tespit edilmiştir. Elbette +gi ekinin k'li, -daçi ekinin /'li, +i ekinin s'li ve her ekin ses uyu­muna uygun biçimlerinin de Tuna Bulgarcasında bulunduğu tasavvur edile­bilir.

^ 2.2.2. İDİL BULGARCASININ DİL ÖZELLİKLERİ

Tuna Bulgarcasına göre İdil Bulgarcasının dil malzemesi bir hayli faz­ladır. Ancak yine de malzemenin sınırlı olduğu ve mezar taşlarındaki kalıp ifadelere dayandığı unutulmamalıdır. İdil Bulgarcasının (İB) dil özelliklerini Eski Türkçe (ET) ile karşılaştırarak ve Talât Tekin'in Volga Bulgar Kitabe­leri ve Volga Bulgarcası eserine dayanarak aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.







^ 2.2.2.2. BİÇİM ÖZELLİKLERİ

2.2.2.2.1. Sıra sayısı ekleri: Üç türlüdür.

  1. +Im : birim (birinci), weçim (üçüncü), wanım (onuncu).

  2. +ş : ekiş (ikinci), altış, cietiş (yedinci).

  3. +şi: ikişi (ikinci), altışi (altıncı), dermişi (yirminci).

Seyrek olarak +inç ve +inçi biçimlerine de rastlanır: birinç, belinçi (be­şinci).

^ 2.2.2.2.2. Çokluk eki: +sem: mescidsem (mesçitler).



Hâl Ekleri

İlgi hâli eki +n, +ın : Ya 'kūt+ın belüwi (Yakut'un mezar taşı), Amad Aga+n ılgıçisi (Ahmet Ağa'nın yılkıcısı).

Yükleme hâli eki +ne : mescidsem+ne (mesçitleri).











216 Ahmet B. ERCİLASUN

Tabiî olarak mezar kitabelerinde birçok kişi adı da yer almıştır. Bunla­rın bir kısmı Türkçe asıllıdır. Türkçe asıllı erkek adları şunlardır: Buldas, Ötey, Atraç, İnal, Satılmuş, Armaş, Toktar, Tatar, Tokaç, Beltük, Beltülek, Yelbe, Tatar, Balah, Alıp (Alp), Alıptay, Wurum Alıp, Berke. Türkçe asıllı kadın adı olarak Altın Bürti, Akça, Ayvu sözlerini buluyoruz.

Arapça kökenli erkek ve kadın adları da çoktur. Erkek adları: Ali, Muhammad, Ya'kub, Ahmad, Hamdullah, Yûsuf, Huseyn, İbrahim, Usman, Ramadan, Munci, Süleyman, Sâlih, Muhsin, İsmâil, Hasan, Memduh, Yûnus, Abûbeker, İlyas, İshak, Mahmud. Kadın adları: Ya 'kut, Mercan, A 'maş, Sâra, Cevher, Kemâli, Hacime, Fâtima, Mihri. Bazı isimler ise Türkçeleşmiştir: Muhamat/Mamat, Amat, İbram, Maharam, Asya (Asiye), Mamali.

^ ON BİRİNCİ BÖLÜM

1. UYGUR TÜRKLERİ

Çağdaş Çin tarihçisi Wang kuo-wei'ye göre Şang hanedanı (M.Ö. 17 -M.Ö. 11. yy) döneminde Çin'in kuzeyinde yaşayan en eski Türk kavimlerin­den biri Kung-fang'lar idi. Kung-fang'lar ok ve yay yapmada son derece ileri idiler. Bu silâhlan yalnız kendileri için imal etmiyorlar, Çinlilere de satıyorlardı. Çinlilerle sürekli savaş hâlindeydiler. M.Ö. 8. yüzyılda ortaya çıkan Ti kavmi, işte bu Kung-fang'lardan iniyordu (İzgi 2002: 429-430).

M.S. 386-581 yıllarını anlatan Kuzey Devletleri Tarihi'ne göre Kao-çe'ler (Yüksek Arabalılar), Kızıl Ti'lerin soyundan gelmekte idi. Çin tarihi şöyle diyor: ""Kao-ch'eler, çok eski zamandaki Kırmızı Tilerin soyundandır. İlk adı Ti-li'dir. Kuzeyliler T'ieh-le diyorlardı. Çin bölgesindekiler ise Kao-ch'e veya Ting-lin diyorlardı. Dilleri Hunlarınkine benziyordu. Bu kavimde Ti, Yuan-hu (Uygur), Hu-lü, Yi-chin gibi etnik gruplar vardı." (İzgi 2002: 434).

Kao-çe, "yüksek tekerlekli arabalı" demektir ve Oğuz Kağan Desta-nı'nda arabayı icat ettikleri için Kaŋlı adını alan Türklerin Çincedeki adıdır. Çin kaynağı, kuzeylilerin, yani Türk kavimlerinin onlara Tie-le dediklerini yazıyor. Bu isim de Köktürk bengü taşlarında geçen Tölis ile aynıdır. Çin kaynağına göre Uygurlar (Yuan-hu) işte bu kavim (Kao-çe/Tölis) içindeki etnik gruplardan biriydi.

Kao-çe'ler 3. yüzyılda Siyenpilere bağlı idiler. 389 yılında Tabgaçlar ta­rafından ağır bir yenilgiye uğratılan Kao-çe'lerin o sırada 37 boyu vardı. 5. yüzyıl başlarında Kao-çe'lerin bir kısmı Juan-juan hâkimiyetine girdi. Juan-juanlar zayıflayınca tekrar Tabgaçlara tâbi oldular. Kuzey Moğolistan'daki bazı Kao-çe boylan ise "481'de Tanrı Dağlarının güneydoğu etekleri ve Turfan'a geldiler." Fu-fu-lo boyu, 485-486'da Tanrı ve Altay dağları arasın­da, A-fu-ci-lo idaresinde bir devlet kurdu (Taşağıl-boylar 2002: 78-79). "Afuculo ile kardeşi Çünçi kendilerini Ulug Teŋri Oglı ve İzbasar Kagar adı ile kağan ilân ettiler." (Sertkaya 1995: 309). Ancak çok kısa zamanda bu devlet Akhunlar ve Juan-juanlar tarafından dağıtıldı. 536'daki Juan-juan yenilgisinden sonra Çin kaynakları bir daha Kao-çe adından bahsetmez. Bundan sonra artık Tie-le (Tölis) olarak anılacaklardır (Taşağıl-boylar 2002: 80).

Bahaeddin Ögel'e göre Kao-çe'ler 5. yüzyılda "Orkun nehrinden başla­yıp, Güney Rusya'da Volga nehrine kadar uzanan büyük bir kavimler top-

218 Ahmet B. ERCİLASUN

luluğu idi. Köktürkler de, Uygurlar da bu topluluk içinden çıkmıştı (Ögel 1971: 16). Kao-çe'ler bu geniş alanda Juan-juanlarla Akhunlar arasında ba­zen bağımsız, bazen bu güçlerden birine tâbi olarak bozkır hayatı sürdürü­yorlar, dinî törenlerde kurt ulumasına benzeyen şarkılar söylüyorlardı. Çün­kü Çin kaynaklarının belirttiğine göre ataları kurt idi (Ögel 1971: 17).

Kao-çe'ler içindeki Uygur boyunun kurucusu, Çin kaynağı Wei-şu'ya göre Hun hükümdarının kızının veya yeğeninin oğlu idi (Golden 2002: 126). Yine bir Çin kaynağına göre Hun hükümdarının kızı ihtiyar bir kurt suretine giren Tanrı ile evlenmiş ve Kao-çe'ler bu evlilikten türemişti (Ögel 1971: 17-18).

Bizce bu efsane Köktürkler ile Uygurları birbirlerine bağlamaktadır. Hun hükümdarının kızının evlendiği kurt bizce Köktürk'ü temsil etmektedir; çünkü Köktürkler kendilerini kurt kabul ederlerdi. Esasen hem Köktürkler, hem Uygurlar Kao-çe'ler içinden çıkmışlardı.

Kao-çe'lerin devamı olar Tölislerin adı ilk olarak 550'lere doğru kay­naklarda görülür. Bu tarihlerde Bumın, Tölisleri yenmiş ve 50 000 Tölis ailesini kendisine bağlamıştır (Taşağıl 2002: 655). Bu tarihten itibaren Tölisler, Köktürklerin güçlü dönemlerinde devlet içinde yerlerini alacaklar, zayıf dönemlerinde ise bağımsız hareket edeceklerdir. Aslında Çin kaynakla­rı Tie-le'yi (Tölis'i), Moğolistan'daki Kerulen ırmağından Karadeniz'in kuzeyine dek uzanan bozkırdaki bütün Türk kavimlerinin genel adı olarak kullanmışlardır (Taşağıl-boylar 2002: 82-83). Uygurlar, Kao-çe'ler içinde Yü-an-ho, daha sonraki Tölisler içinde de 605 yılından sonra Wei-ho arıyla anılırlar Taşağıl-uygur: 2002: 712).

Çin tahriklerine kapılan Tölisler 600 yılı civarında isyan etmişlerdi. İs­yan Köktürk ülkesini büyük bir sarsıntıya uğratmış ve başarılı Köktürk hü­kümdarı Tulan, isyanlar sırasında hayatını kaybetmişti. Batı Köktürk hü­kümdarı Tardu kendisini doğunun da kağanı ilân etmiş; fakat Çinli casus ve diplomat Çang sun-şeng'in 603 yılında Köktürk ordu ve sürülerinin su kay­naklarını zehirletmesi üzerine Köktürkler ağır bir yenilgiye uğramışlardı (Taşağıl 2002: 668). Yeni Köktürk kağanı Kimin âciz idi ve Çin imparatoru­na bağlılığını bildirmişti (Kafesoğlu 1996: 100). Bu olaylar üzerine Tölisler serbest kalmışlardı. Batı Köktürk kağanı Çulo onlara saldırıp birliklerini dağıttı. Bir daha birleşmelerini önlemek üzere de 605 yılındaki bir ziyafette Tölis ilerigelenlerinden birkaç yüzünü öldürttü (Ş. Tekin 1976: 8; Sertkaya 1995: 310). Bu hadise Uygur tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Tölislerden beş boy Yukarı Selenge ve Toğla ırmakları civarında bir birlik oluşturdular. Uygur, Bugu, Toŋra, Bayırku; Fulo boylarından oluşan birliğin yöneticisi Uygur boyu idi ve gittikçe genişleyecek olan birliğin başında Uy-

^ TÜRK DİLİ TARİHİ 219

gur "irkin"i bulunuyordu (Ş. Tekin 1976: 8; Kafesoğlu 1996: 123; Taşağıl-uygur 2002: 712).

Muhtemelen 627'ye kadar birliği İrkin Tigin yönetti. Yerine geçen oğlu Pusa (Bodisatva), ya Burkan (Buda) dinine mensuptu; ya da bu dinin koru­yucusu idi (Ş. Tekin 1876: 8). Pusa 630'a doğru Köktürkleri ağır bir yenilgi­ye uğrattı ve Alp İlteber unvanını aldı. Bu zafer sayesinde Uygurların itibarı arttı. Çin kaynakları Pusa'yı şöyle anlatır: "Mükemmel harp planları yapı­yordu. Savaşta askerlerin önüne geçip hücum ederdi. Az askerle çok iş yapı­yordu. Askerî talimler yapıyor, ok atıyor, askerle beraber avlara gidiyordu. Annesi de halkın şikâyetlerini dinliyor, davalarına bakıyordu. Kanun ve ni­zamları bozanları cezalandırıyordu. Bu suretle kabilelerin düzeni muntazam yürüyordu. Pu-sa zamanı Uygurların refah devridir (Çandarlıoğlu 2002: 10). Pusa, Çinlilerin vergi ödemesini sağlayacak kadar güçlenmişti (Ş. Tekin 1976: 9). Annesi Vu-lo-hun (Ulug Kün ?) töreyi titizlikle uygulayarak ülkeyi düzene sokmuştu.

Yukarı Selenge ve Toğla boylarında Uygurlar hüküm sürerken Orhun kıyılarında da Tölislerden Sir Tarduşlar bağımsız olarak yaşıyorlardı. Sir Tarduş kağanı Bilge İnan 628'de bağımsızlığını ilân etmiş ve Köktürklerden sonra bozkırın en büyük gücü hâline gelmişti (Taşağıl 2002: 677). Uygurlar, Sir Tarduşları ortadan kaldırmaya çalışan Çin ordularına yardımcı oluyorlar­dı. Başlarında Pusa'nın oğlu Kutlug (Tu-mi-tu) vardı; 646'da Sir Tarduşları yıkmışlar ve onların topraklarını ellerine geçirmişlerdi ama artık Çin'e tâbi idiler (Ş. Tekin 1976: 10).

682'de Köktürkler İlteriş Kağan ile Tonyukuk'un önderliğinde yeniden bağımsız oldular ve ilk iş olarak Uygurların elindeki Orhun bölgesini geri aldılar. Tonyukuk, Dokuz Oğuzlar (Uygurlar) üzerine yürüyüşlerini, Orhun bölgesini geri alışlarını ve Uygurların yeniden Köktürklere bağlanışını ay­rıntılı olarak anlatır. Buna göre Dokuz Oğuzlar üzerine bir kağan oturmuş; Çirliler ve Kıtaylarla anlaşarak Köktürkleri yok etme teşebbüsünde bulun­muştur. Casusları vasıtasıyla bu bilgiyi öğrenen Tonyukuk, kağandan izin alarak hemen harekete geçmiş, 2000 kişilik ordusunu Ötüken'e doğru yü­rütmüş ve İŋek Gölü yakınlarındaki savaşta 6000 kişilik Uygur ordusunu yenerek Ötüken'i almıştır. Bunun üzerine Uygurlar Köktürklere tâbi olmuş­lardır (Tl G 1-10).

Tonyukuk'un bahsettiği Uygur kağanı Çin kaynaklarındaki Tu-ki-çi olmalıdır. Tu-ki-çi döneminde "Uygur boyları arasında anlaşmazlık çıkmış, Toŋra ve Bugu boyları birlikten ayrılmışlardı." 697 yılında Kapgan Kağan'ın baskısıyla bir kısım boylarla Uygurlar vatanlarını terk etmek zorunda kal-

220 Ahmet B. ERCİLASUN

mışlar ve "bozkırı geçerek Kan-su yöresine" yerleşmişlerdi (Ş. Tekin 1976: 10).

715 yılında Köktürk ülkesinde karışıklık çıkmış; Basmıllar, Azlar ve İzgillerden sonra Dokuz Oğuzlar da baş kaldırmıştı. Bilge Kağan, Tokuz Oguz bodun kentü bodunum erti (Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi) diyordu; ancak "gökle yer bulandığı için", Uygurların "ödlerine kıskançlık girdiği için" düşman oldular. Köktürkler, Uygurlarla bir yılda beş kez savaş­tılar. Togu Balık'ta, Edizlerle Kuş Algak'ta, Oğuzlarla Bolçu'da, Toŋralarla Çuş Başı'nda ve Oğuzlarla Ezgenti Kadız'da (KT K 4-8; BK D 30-31).

716'da Uygur birliğinden olan Bayırkular da ayaklanmıştı. Toğla kıyı­sında Kapgan Bayırkuları bozguna uğratmış; fakat dönüş yolunda Bayırkuların kurduğu pusuya düşmüş ve öldürülmüştü (Taşağıl 2002: 685).

Bilge'nin kağanlığının ilk yılında Oğuzlar yine ayaklandılar. 717 yılın­daki Agu savaşlarında yenilen Dokuz Oğuzlar yer sularını bırakıp Çin'e doğru gittiler. Çin'e gidenler yok oldular; kalanlar Bilge Kağan'a tâbi oldu­lar. Bilge, Selenge'yi takip ederek Karagan geçidinde Uygurları da bozguna uğrattı. Uygur ilteberi yüz adamıyla doğuya doğru kaçtı. 718'de Oğuzlar tekrar kaçıp Çin'e gittiler. Bilge Kağan'ın canı sıkıldı; sefer edip çocuklarını ve kadınlarını aldı (BK D 34-38).

Köktürk bengü taşlarındaki ifadelerden anlaşılacağı üzere, Oğuz veya Dokuz Oğuz denilen Uygurlar, kağanlığın güçlü zamanlarında Köktürk teb'ası olmuşlar; fakat en küçük bir karışıklık anında ayaklanmaktan geri kalmamışlardır.

Nihayet 742 yılındaki isyan başarıya ulaştı. Uygurlar, Basmıl ve Kartuklarla ittifak yaparak Köktürk kağanı Kutlug'u öldürdüler. Basmıl baş­buğu kağan oldu. Kartuklar batı, Uygurlar doğu kanat yabguluklarını aldılar ve Çin tarafından tanındılar. Köktürk kağanlığına getirilen Ozmış'ı da 743 yılında öldürdüler (Taşağıl-Uygur 2002: 713).

Hadiseleri ikinci Uygur kağanı Bayan Çor'un bitiginden izleyelim. ^ Kara Kum aşmış

Kara Kum'u aşarak Kögürde Kömür tagta Yar ögüzde

Kögür'de, Kömür Dağı'nda, Yar Irmağı'nda Üç tuglug Türk bodun...

Üç tuğlu Türk (Köktürk) kavmi (üzerine) Ozmış Tigin kan bolmış.

Ozmış Tigin han olmuş.

^ TÜRK DÎLİ TARİHİ 221

Koń yılka yorıdım.

Koyun yılında (743) yürüdüm. İkinti süŋüş eŋ ilki ay

İkinci savaş (yılın) ilk ay(ında oldu.) Altı yaŋıka tokıdım...

Altı defa vuruştum. Tutdum katunın anta altım.

Tuttum, hatununu orada aldım. ^ Türk bodun anta ıngaru yok boltı.

Türk (Köktürk) kavmi orada tamamen yok oldu (BÇ K 8-10).

Bayan Çor babası Köl Bilge tarafından doğu kanadına binbaşı olarak tayin edilmiş; koyun (743) yılının ilk ayında Ozmış Kağan üzerine yürüye­rek onu mağlûp etmiş ve hatununu da almıştır. Bayan Çor (Şine Usu) bitigine göre tavuk (745) yılında Karluklar kötü olacağını düşünüp batıya doğru kaçmışlar ve On Oklara sığınmışlardı. Bayan Çor domuz (747) yılında onlarla savaşmış, aynı yıl babası uçmuştu (vefat etmişti). (BÇ K 11-12).

Bitigden anlaşıldığına göre Kartuklarla Uygurların arası açılmış ve 745'te Karluklar bertaraf edilmiştir. Kartuklardan önce Basmılları da berta­raf eden Uygurlar böylece tavuk (745) yılında bağımsız kağanlıklarını kur­muş oldular.

Dokuz boydan oluşan Dokuz Oğuzlara yönetici olarak Uygur boyunun eklenmesiyle on boy hâline gelen Uygurlara On Uygur denmiştir. Dokuz Oğuz boyu şunlardır:

  1. Bugu

  2. Kun

  3. Bayırku

  4. Toŋra

  5. İzgil

  6. Çi-pi

  7. A-pu-se

  8. Ku-lun-vu-ku

  9. Ediz.

222 Ahmet B. ERCİLASUN

Yukarıdaki dokuz boya Uygur'un da eklenmesiyle On Uygur birliği o-luşmaktaydı. Köktürk anıtlarında Oguz veya Tokuz Oguz olarak geçen bu boyların, Selçuklu ve Osmanlı'yı çıkaran Oğuz boyu ile bir ilgisi yoktur. Uygur birliğini oluşturan Dokuz Oğuzlar görüldüğü gibi 24 Oğuz boyundan tamamen farklı boylardır. Her iki grup için Oğuz kelimesinin kullanılması­nın sebebi "Oğuz"un "oklar, kabileler" anlamına gelmesidir. Nitekim r Türkçesi kullanan Bulgar Türklerinde de Tokur Ogur, On Ogur, Otur Ogur (Otuz Oğuz) adlarını taşıyan boy birlikleri vardı. 24 Oğuz boyu ise Türgişler zamanında 5 Nuşepi, 5 Tulu boyu olarak görülen Batı Köktürklerinin 10 okuna (boyuna) dayanır. Bu 10 boya daha sonra bazı Uygur boylarının da katılmış olması ihtimal dahilindedir.

Dokuz Oğuz'u yöneten Uygurlar da kendi içinde dokuz uruğa ayrılıyor­du. Uygurların dokuz uruğu şunlardır:

  1. Yaglakar (kağan uruğu)

  2. Hu-tu-ku (Dodurga ?)

  3. Hu-lo-vu / Tu-lo-vu

  4. Mo-ko-si-ki

  5. A-vu-çe (Avşar)

  6. Ko-sa (Kasar-Hazar)

  7. Hu-vu-su

  8. Yo-vu-ko

  9. Hi-ye-vu (Eymür).

Bayan Çor adına dikilen Tes, Taryat ve Şine Usu bitiglerine göre ilk Uygur hanlığı 200 (Tes'te 300), ikinci Uygur hanlığı 80 yıl sürmüştür (Sertkaya 1995: 309). Şine Usu'ya göre daha sonra da 50 yıl Türk Kıbçak oturmuştur (BÇ K 4). Uygur Kağanlığının kuruluşunun ilk yıllarında Bayan Çor tarafından Uygurların eski tarihi bu şekilde özetlenmiştir. Bunu, Uygur­ların 850'lerde kendi tarihlerine bakış açısı olarak değerlendirebiliriz. Buna göre Türk Kıpçakların oturduğu (hâkim olduğu) 50 yıl en yakın dönemdir ve 682-742 arasındaki ikinci Köktürk çağını ifade etmektedir. Bu dönemde Uygurlar sık sık isyan çıkarmalarına rağmen genel olarak Köktürk hâkimi­yetinde kalmışlardır. Uygurlar belki de kendilerini 732'den itibaren bağımsız kabul ediyorlardı. 80 yıllık ikinci Uygur hanlığı dönemi 603-682 arasındaki dönemdir. İrkin Tigin' le başlayıp Tu-ki-çi zamanında Köktürk hâkimiyetine

^ TÜRK DİLİ TARİHİ 223

girdikleri tarihe kadar süren bu dönemde Uygurlar genellikle bağımsız ol­makla birlikte çoğu zaman Çin kontrolü altında bulunmuşlardır. Bayan Çor Uygurlarının, bu dönemi bağımsız bir hanlık olarak kabul ettikleri anlaşıl­maktadır. İlk Uygur hanlığı olarak kabul edilen 200 veya 300 yıllık dönem ise Bayan Çor döneminden epeyi geride kalmış ve 850'lerde artık efsanevî-leşmiş olan bir dönemdir. Bunu da 552'deki ilk Köktürk kuruluşundan önce yaşanan Kao-çe/Tölis dönemi olarak yorumlayabiliriz.

Bayan Çor'un diktirdiği Tes, Taryat ve Şine Usu bitiglerindeki Uygur bakışı, görülüyor ki tamamen Köktürklere göre ayarlanmış; birinci ve ikinci Köktürk dönemleri, bir bakıma Uygur hanlığını inkıtaya uğratan dönemler olarak kabul edilmiştir.

^ 1.1. ORHUN UYGUR KAĞANLIĞI

745'te Orhun bölgesinde kurulan Uygur Kağanlığına 840'ta Kırgızlarca son verilmiştir. 745-840 arasındaki Uygur kağanları şunlardır:

  1. Kutlug Bilge Köl Kagan : 745-747

  2. Bayan Çor Kagan ; 747-759

  3. Bögü Kagan : 759-779

  4. Tun Baga Kagan : 779-789

  5. Külüg Bilge Kagan : 789-790

  6. Kutlug Bilge Kagan : 790-795

  7. Alp Ulug Bilge Kagan : 795-805

  8. Alp Külüg Bilge Kagan : 805-808

  9. Alp Bilge Kagan : 808-821




  1. Alp Küçlüg Bilge Kagan : 821-824

  2. Kazar Bilge Kagan : 824-832

  3. Alp Külüg Bilge Kagan : 832-839

  4. Kazar Kagan : 839-840

(Çandarhoğlu 2002:11-31).

Burada yer alan isimlerin hemen hemen tamamı gerçek ad olmayıp un­vandır. Uygurlann kendi kaynaklarında yer alan ve bir kısmı daha da uzun olan bu isimler bu bakımdan birbirlerine çok benzemektedir.

Yaglakar boyundan olan Kutlug Bilge Köl Kağan döneminde dört yana elçiler gönderilerek Uygur Kağanlığının kurulduğu bildirildi. Ülkenin sınır-

224 Ahmet B. ERCİLASUN

ları doğuda Su-wei'den batıda Altay Dağlarına dek genişledi; Gobi kontrol altına alındı. Orhun kıyılarında Ordu Balık (Kara Balgasun) şehri kuruldu.

Bayan Çor Kağan önce iç işleriyle uğraştı. Muhalifleri tarafından kağan yapılan Tay Bilge Tutuk'u bertaraf etti. Ona yardım eden Kitan ve Tatarları ağır yenilgilere uğrattı. 750'de Yukarı Yenisey'deki Çikler ve Kırgızlara sefer etti; bölgeyi kendine bağladı. 752'de Kartuklar ve Türgişler üzerine yürüdü; onları mağlûp ederek ülke sınırlarını Seyhun'a dek genişletti.

751'deki Talas savaşında Çinliler, Müslüman arap ordularına yenilmiş ve Tarım havzasından çekilmek zorunda kalmışlardı. Bu yenilgi ve ardından 755'te ortaya çıkan An Lu-şan isyanı Çin'i iyice sarstı. Uygurlar Çin'e yar­dım ettiler. Başkent Çaŋan'ı ve Loyaŋ'ı isyancılardan geri aldılar. İmparator, kağana ağır armağanlar gönderdi; öz kızını da gelin olarak yolladı. Yılda 20 000 top ipekli kumaşı vergi olarak ödemeyi kabul etti. Bayan Çor, Orhun ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde, Soğdak ve Çinlilere Bay Balık şehrini yaptırttı.

Bögü Kağan döneminde Çin'de yine isyan vardır. İmparator yine Uy­gurlardan yardım ister. 762'de Bögü, başkent Çaŋan'ı ve Loyaŋ'ı asilerden geri alır. Uygur askerleri Loyaŋ'ı üç gün yağma eder. Bögü Kağan dört Mani rahibiyle Ordu Balık'a döner. Mani rahipleriyle yaptığı iki günlük müzake­reden sonra Maniheizm'i 762 sonlarında resmen kabul eder.

Bu olay Türk kültür tarihi açısından son derece önemlidir. Ordu Balık ve Bay Balık gibi şehirlerle evlerde oturmaya, yerleşik hayata alışmaya baş­layan Uygurlar, şimdi de hayvan eti yemeyi, kımız içmeyi yasaklayan, sa­vaşçılık ruhuna aykırı bir dine girmiş oluyorlardı. Maniheizm "ışık dini" idi ve bu dine girenler sıcak kan içme âdetini bırakıp yemek pişirmeyi öğreni­yorlar; şehirlileşiyorlar; "mukatele (öldürüşme) şehrinden çıkarak bir fazilet diyan"na giriyorlardı.

Maniheizm 3. yüzyılda İran'da doğmuş; Mazdeizm, Hristiyanlık ve Bu­dizm karışımı bir din idi; Soğdak tüccarlar vasıtasıyla Türkistan'a ve Çin'e kadar uzanmıştı. Mensuplarına zındık denmekteydi. 762'de Bögü Kağan'ın kabul ettiği Mani dini sebebiyle Soğdak tüccarların da Uygur yönetimi nezdinde itibarı artmıştı. Maniheizm başlangıçta halk kitlesine yayılmamıştı; fakat sonradan halk tabakalarına kadar girdiği görülmektedir. "821 civarında Uygurları ziyaret eden Tamîm bin Bahr, onların başkenti 'büyük bir şehirdir; tarımda zengindir; hep ekili bahçelerle ve birbirine yakın uzanan köylerle çevrilidir... Halkı içinde Zındıklar çoğunluktadır.' demektedir." Ancak Maniheizm, Uygurlar dışında herhangi bir Türk boyu tarafından kabul edil­miş değildir. Bögü Kağan Maniheizm'i iyice benimsemiş ve Çin'de bile Mani mabetleri açılmasını sağlamıştı.

^ TÜRK DİLİ TARİHİ 225

765'te Uygurlar Çin'e yine yardım ettiler. İsyan eden 100 000'den fazla Tibetliyi mahvederek hem Çin'i kurtardılar, hem de zengin ganimetler elde ettiler.

Çin, âdeta Uygurların himaye ve kontrolüne girmişti. Uygurlara verilen hediye ve vergilerden dolayı hazine boşalmıştı. Çin kaynağı Tang-şu, "Tang hazineleri bomboş iken ve saray memurları maaşlarını alamazken" Uygurla­ra 100 000 parça ipek verildiğini kaydeder.

Uygurlar Çin pazarına da alışmışlardı. 758'den itibaren her yıl alış veriş yapmak üzere atlarıyla Çin'e geliyorlar; bir ata karşılık 40 top ipekli alıyor­lardı. Çinliler için bu zoraki bir alış verişti; fakat başka çareleri yoktu. Uy­gurlar kızdıkları zaman atlarına binip şehrin kapısına hücum ediyorlar; impa­ratorun gönderdiği elçiler vasıtasıyla zorla ikna ediliyorlardı. Tabiî bütün bunlar aynı zamanda Uygurların şehir hayatına alışması anlamına geliyordu. 773 yılı Temmuzunda Uygurlar, Çin başkenti Çaŋan'dan, hediye ve eşya­larla yüklü 1000'den fazla araba ile Orhun vadisine dönmüşlerdi. Uygur tüccarların bir kısmı da Çaŋan'da kalıyordu. 778'de imparator "başkentte kalan Uygurlar ve diğer barbarlar kendi elbiselerini giysinler. Çinli elbisesi giymelerine lüzum yok" diye ferman çıkartınca 100 Uygur tüccarı kendi elbiselerini giymişti. Demek ki Uygurlar Çin elbiseleri de giymeye alışıyor­lardı. Çinli kızlarla evlenip Çinlileşenleri de çoktu.

779 yılında çıkan bir anlaşmazlık dolayısıyla Bögü Kağan, amcası oğlu ve veziri Tun Baga Tarkan'ca vldürüldü. Alp Kutlug Bilge Kagan unvanıyla tahta oturan Tun Baga Tarkan muhtemelen Maniheizm'e karşı idi. Bögü Kağan'ın adamları olan Maniheist Soğdak tüccarları da öldürtmüştü. Kır-gızları yeniden itaat altına alarak devletin gücünü korudu. Ancak Şatolarla birleşen Tibetlilerin Beş Balık'ı almalarına engel olamadı.

795'te Uygur hanedan boyu değişti. Kağanlık, Yaglakarlardan Edizlere geçti. Alp Ulug Bilge unvanıyla tahta oturan ve 10 yıl Uygurları idare eden bu kağanın dönemi, Uygurların en parlak dönemidir. Alp Ulug Bilge, Karluk isyanını bastırmış ve Kırgızlar üzerinde büyük bir zafer kazanmıştı. "Yayı­nın vızlamasıyla" birlikte Kırgız kağanı "ölü olarak yere seril"mişti. 400 000 kişilik Kırgız ordusu perişan edilmiş; vadiler terk edilmiş at ve öküzlerle dolmuş; Kırgızların bıraktığı silâhlar dağ gibi yığılmıştı. Kırgız devleti yok olmuş; Kırgız yurdunda adam kalmamıştı. Yukarı Yenisey'de Kırgızlarca işletilen ve uzak ülkelere ihraç edilen demir madeni Uygurların eline geçmiş; bu sayede ülke zenginleşmişti. Kağan, Kuça, Karaşar, Turfan bölgelerini de Tibetlilerden kurtarmış ve ipek yolunu eline geçirmişti.

Uygur Kağanlığı'nın gücü 820'lere kadar devam etti. 821 civarında Uy­gur ülkesine gelen Tamîm bin Bahr'ın anlattığına göre Uygurlarda 17 baş-

226 Ahmet B. ERCİLASUN

buğ vardı. Kağanın 12 000, her başbuğun da ayrı ayrı 13 000 kişilik ordusu bulunuyordu. Üstelik bu kuvvetler içinde kadın askerler de vardı. Demek ki 820'lerde Uygurların ordu mevcudu 230 000'i geçiyordu. Kağanla birlikte 18 başbuğ, Dokuz Oğuzların 9 boyu ile Uygurların 9 uruğuna komuta eden boy beyleri olmalıdır. 821'den sonra devlet zayıflamaya başladı. Çin ile ticarî ve diplomatik iyişkiler devam ediyordu. Ancak bir yandan da Çin ertrikalarıyla Uygur önderlerinin arası açılıyordu. Kazar Bilge Kağan 832'de yeğeni veya vezirlerinden biri tarafından öldürüldü. Onun yerine tahta oturan Alp Külüg Bilge Kagan da 839'da, Şatolarla birlik olan kendi vezirlerinden birinin hücumuna uğradı ve intihar etti.

839 kışında yut oldu; hayvan sürüleri kırıldı. Ülkede açlık ve kıtlık başladı. Kağanın ölümüne sebep olan vezir Kürebir, Kazar Tigin'i kağanlığa getirmişti. Ancak bu sırada merkezde olmayan komutanlardan Külüg Baga bu işe çok kızdı ve 840'ta 100 000 kişilik Kırgız atlısıyla Uygur başkentine saldırdı. Başkent harap olru; Uygurlar katliamdan geçirildi. Ölümden kurtu­lanlar dört bir yana dağıldılar (Orkun 1938: 40-44; Caferoğlu 1958: 146-147; Ş. Tekin 1976: 12-17; Kafesoğlu 1996: 123-126; Çandarlıoğlu 2002: 11-31; Taşağıl-Uygur 2002: 713-720).

Uygur Kağanlığı'nm sonu olan bu hadise Göç Destanı'na temel olan hadisedir. Kutlu dağ parçalanmış, kut gitmiş, hayvanlar kırılmış, kıtlıktan insanlar aç kalmış, kurtlar kuşlar "göç, göç..." diye bağırmış ve Uygurlar dört bir yana göç etmiştir.

Uygur göçü hanedan üyelerince yönetildi. Asıl grup 840'ta Üge Tigin'i kağan seçti ve 13 boy hâlinde güneye göçtü. 15 boyluk diğer grup ise gü­neybatıya yöneldi.

^ 1.2. KANSU UYGUR DEVLETİ

Güney'e göçenler Kansu'da yerleşerek Kansu Uygur Devleti'ni kurdu­lar. 905'e kadar Çin'in Tun-huang ordusuna bağlı oldular. Bu ordunun ko­mutanı 905'te Çin'e isyan edip otonom bir devlet kurdu ve Uygurlar üzerine baskı uyguladı. Uygurlar da onlara başkaldırıp 911'de Tun-huang'ı ele ge­çirdiler ve bu asi devleti yıktılar. Bu sırada başlarında Jen-mei Kağan vardı. Kansu Uygurlarının Tun-huang'ı ele geçirmesi Hoço Uygurları açısından da önemlidir; çünkü onlar da bu olay sayesinde bağımsız oldular.

906'da Çin'de Tang hanedanı yıkılmış ve Beş Sülâle Dönemi (906-960) başlamıştı. Bu dönemde Kansu Uygurlarının Çin ile ticarî ve diplomatik ilişkileri devam etti. 924'te Tigin, 926'da A-to-yü kağan oldu. 928-933 ara­sında kağan Jen-yü'dür. 933'te Jen-mei kağan oldu. En son 939'da Jen-mei

^ TÜRK DİLİ TARİHİ 227

Kağan'ın adı Çin kaynaklarında görülür. Bu tarihten sonra Kansu Uygur kağanlarının adları Çin kaynaklarında görülmez. Kansu Uygur Devleti 940'ta Kitanların, 1028'de Tangutların hâkimiyeti altına girdi. Kitanlar, Uy-gurlara eski ülkelerine (Orhun'a) dönmeleri için bir davet göndermişler; fakat Uygurlar bunu kabul etmemişlerdi; çünkü artık bozkır hayatını unut­muşlar; yerleşik hayata ve ticarete alışmışlardı. Kansu Uygurları Çin'e yeşim taşı, amber, amonyak tuzu, antilop boynuzu, keçe ve pamuklu kumaş satıyor; karşılığında ipekli kumaşlar alıyordu.

1028'de Tangutlar Kansu Uygurlarının başkentini zaptettiler; 1036'da devletin bütün topraklarını ele geçirdiler. Bu sırada Tun-huang mağara ma­nastırlarında bulunan Burkan (Buda) rahipleri kaçmak zorunda kaldılar. Ka­çarken yüzlerce dinî kitabı bir mağaraya toplayıp önünü duvarla ördüler ve böylece kitapları koruma altına aldılar. Tangut baskını sırasında Kansu Uy­gurlarının başında bulunan Yaglakar Kagan intihar etmişti. 1226'da Kansu Uygurları Çengizlilerin hâkimiyeti altına girdi. Kansu Uygurlarının bundan sonra bağımsız bir devletleri olmadı. Burkancı (Budist) olarak hayatlarını devam ettirdiler. Onlardan çok küçük bir grup Sarı Uygurlar adıyla Çin'in Kansu eyaletinde bugün de yaşamaktadır (Ligeti II 1970: 101; Kafesoğlu 1996: 126-127; Çandarlıoğlu 2002: 31-32; Golden 2002: 135-136).

^ 1.3. HOÇO UYGUR DEVLETİ

Güneybatıya giden 15 Uygur boyundan bir kısmı Tibetlilere bağlandı. Asıl büyük grup ise Beş Balık, Karaşar, Hoço ve Turfan şehirlerine yerleşe­rek Hoço Uygur Devletini kurdular. Orhun bölgesindeki son Uygur kağanı­nın yeğeni Meŋli'yi 856'da kağan seçtiler. Beş Balık yazlık, Hoço kışlık başkentleri oldu. Kâşgarlı Mahmud'a göre (DLT I: 379) Beş Balık Uygurla­rın en büyük şehridir. Ayrıca Yaŋı Balık adlı bir şehirleri daha vardır. Kâşgarlı (DLT I: 113) Can Balık ve Sülmi'yi de Uygur şehirleri olarak sa­yar. Uygur hükümdarları, eski bir Basmıl unvanı olan İdikut < ıduk kut (mukaddes kut) unvanıyla anılıyorlardı. Bu sebeple başkente de İdikut şehri denilmişti.

Tibet'e karşı Çin, Hoço Uygur Devletini hemen tanıdı. Uygurlar hâki­miyetlerini doğuda Hami'ye, batıda Kâşgar'a dek genişlettiler. Hint-Avrupa kavimleri olan Tohrılar (Toharlar) ile Soğdaklar eskiden beri bu bölgede yaşıyorlardı; fakat aynı zamanda burası eski bir Uygur (Kao-çe/Tölis) yurdu idi. Köktürkler ve Orhun Uygur Kağanlığı döneminde de buraya birçok Uy­gur göçmüştü. 840 göçünden sonra gelen kalabalık Uygurlarla Turfan, Hoço, Beş Balık, Hami ve Kâşgar'da Türk çoğunluğu sağlanmış ve Doğu Türkistan dediğimiz ülke tam anlamıyla bir Uygur devleti olmuştu. Güneyde Tibet'le, batıda Kartuklarla sınırdaş idiler. 870'lerin başında kağanları muhtemelen

228 Ahmet B. ERCİLASUN

Buku Cin idi. Kansu Uygurlarının 911'de Tun-huang'ı almalarıyla Hoço Uygur Devleti bağımsız oldu. 940'larda kağanları Alp Arslan Kutlug Köl Bilge'dir. 948'de Bögü Kağan tarafından idare ediliyorlardı. 981-983 arasın­da ise Beş Balık tahtında Arslan Han oturuyordu (Kafesoğlu 1996: 128-129; Çandarlıoğlu 2002: 32-33; Golden 2002: 133-134).

M.S. 2. yüzyıl başlarında Kuşanları yöneten kudretli hükümdar Kanişka, M.Ö. 6. yüzyılda ortaya çıkan Burkancılığı himayesine almış; bu dinin Hindistan'dan çıkıp Orta Asya ve Çin'e yayılmasına vesile olmuştu. Bu sırada Budizm'in Mahâyâna (büyük sal) mezhebi doğmuş ve eski mez­hep de Hînayâna (küçük sal) adını almıştı. Her iki mezhep de milâdın ilk yüzyıllarında Doğu Türkistan'a girmişti. Türklerin, Köktürk hükümdarı Ta­par Kagan (572-581) çağından beri Burkancılıkla ilgilendiklerini hem Çin kaynaklarından hem de Bugut yazıtından biliyoruz. Tapar Kağan zamanında Türk ülkesinde Burkan mabetleri inşa edilmiş ve Nirvâna-sûtra gibi kitaplar Türkçeye çevrilmişti. Batı Köktürkleri de Burkancılığa ilgisiz kalmamışlardı. Bir Batı Köktürk katunu (kağan eşi) 591'de bir Burkan manastırı vakfetmiş­ti. Bu kayıtlardan Köktürklerin ilk döneminde çok az da olsa Burkancılığa ilgi duyulduğu; ancak bunun hanedan üyeleriyle sınırlı kaldığı anlaşılıyor. İkinci dönemde Bilge Kağan'ın Burkancı eğilimine Tonyukuk'un engel ol­duğunu biliyoruz. 720'lerde Fergana civarındaki bir Türk hükümdarı da teb'asıyla birlikte Burkancı olmuştu (Ş. Tekin 1976: 21-24).

630'larda Uygurları yöneten Alp İlteber'in adı Pusa, "Bodisatva" anla­mına geliyordu. Bodisatva ise "Buda adayı" demekti. Taşıdığı isme göre Pusa, belki de Burkan dininde idi. Ancak 762'de Uygur hükümdarı Bögü Kağan'ın Mani dinine resmen girdiğini biliyoruz. 840 göçünden önce Doğu Türkistan'da bulunan Uygurlardan bir kısmının Burkan dinine girdiğini tah­min edebiliriz. 840 göçüyle gelenlerin bir kısmı ise Manici idi. Daha büyük çoğunluğun eski Türk dininde olması muhtemeldir. Burkancılık 9. yüzyıldan itibaren yeni ülkelerinde Uygurlar arasında yayılmaya başladı. 10. yüzyıl başlarından kalma Burkancılıkla ilgili Uygurca eserlerden anlaşıldığına göre 900'lerde bu din Uygurlar arasında epeyi yayılmıştı. Ancak Manicilik de henüz devam ediyordu. Maniciliğin gittikçe azalarak 12. yüzyıla dek sürdü­ğü tahmin edilmektedir. 10. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hem Kansu, hem Hoço Uygurları arasında hâkim din Burkancılık idi. 11. yüzyılın ikinci yarısında Kâşgarlı Mahmud, Uygur şehirlerinde Burkan evlerinin (mabetle­rinin) bulunduğunu ve Müslümanların İli ırmağını geçerek Uygur şehirlerini tahrip ettiğini anlatın bir şiiri aktarır. Müslüman Karahanlılar ile Burkancı Uygurlar arasındaki bu savaşın ne zaman olduğunu bilmiyoruz; ancak DLT'nin yazıldığı tarih olan 1070'lerden önce vuku bulduğu kesindir. 11. yüzyılın ilk yarısında veya ortalarında cereyan etmiş olabilir. Şiirin bazı dörtlükleri şöyledir.

^ TÜRK DİLİ TARİHİ 229





оставить комментарий
страница12/35
Дата02.09.2011
Размер3.91 Mb.
ТипДокументы, Образовательные материалы
Добавить документ в свой блог или на сайт

страницы: 1   ...   8   9   10   11   12   13   14   15   ...   35
отлично
  3
Ваша оценка:
Разместите кнопку на своём сайте или блоге:
rudocs.exdat.com

База данных защищена авторским правом ©exdat 2000-2014
При копировании материала укажите ссылку
обратиться к администрации
Анализ
Справочники
Сценарии
Рефераты
Курсовые работы
Авторефераты
Программы
Методички
Документы
Понятия

опубликовать
Документы

Рейтинг@Mail.ru
наверх